selvinaz
Yeni Üye
Edilen Teşekkür Sayısı: 0
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1
Yetki:
Nerden: Ordu
Durumum:

|
 |
« : Aralık 29, 2010, 11:30:36 ÖÖ » |
|
KALBİM ANADOLU
Beni başka dünyalarda arama! Ben Anadolu’mun yöresindeyim. Şehit kanlarıyla sulanmış olan, Cana bedel metre karesindeyim. *** Gövdeye muhâlif kolda işim yok, Meyvesiz kupkuru dalda işim yok, Yozlaşmaya giden yolda işim yok, Hep o değişmeyen töresindeyim. *** Bâzen bir seyyahım Tuna boyunda, Bâzen yıkanırım Fırat suyunda, Duru göllerinde, deli çayında, Çağıl çağıl akan deresindeyim. *** Çamlı bellerine çıktığım zaman, Turacına tüfek sıktığım zaman, Pembe ufuklara baktığım zaman, Ömrümün en mâkul süresindeyim. *** Aklım bozkırlara takıldı yine, Ruhum odaklandı kaval sesine, Öyle kapıldım ki câzibesine, Bilmiyorum şu an neresindeyim? *** Yurdum kandilidir yürek yağımın, Düğüm noktasıdır gönül bağımın, Saklıyım renginde al bayrağımın, Mehmetçiğin mavi beresindeyim. *** Çeyiz sandığıyım Döndü, Döne’min, Yazmayım başında nazlı Senem’in, Ayşe’min, Fatma’mın, gül Emine’min, Kumaş fistanının hâresindeyim.
Ahmet Süreyya DURNA ....................................................
DOSTLUK MESAJI
Dâhilde Trabzon’a, Tonya’ya selâm olsun. Mudanya’ya, Kulu’ya, Konya’ya selâm olsun. Hariçte Hanya’ya, Kenya’ya, İspanya’ya; Hasılı topyekûn dünyaya, selâm olsun.
Ahmet Süreyya DURNA ........................................................
GEÇMİŞİN İZLERİ
Ataerkil aileydik eskiden Gâyemiz horantaca birlik idi Ayrılık gayrılık değildi bize göre Çünkü bizi biz eden; Düzen ve doyumsuz dirlik idi Mütemadiyen
Tek diz otururduk yer sofrasına Aynı kaptan yer içerdik böylece En üst başta dedem En alt başta biz Kaşık daldırırdık çorba tasına Hepimiz
Aştan sonra iş taksimi başlardı Ve herkes yönünü işine çevirirdi Akşam eve dönende; Babam dedeme günlük tekmil verirdi Kaide kural vardı, hoş saygı vardı Mezkûr dönemde
Ya gün görmüş ninem! Kaç kez iner çıkardı taş merdivenlerden Bakmazdı asırlık yaşına, gövdesine Vücuduna kramp girerdi birden Ne doktor bilirdi ne em Adı: Gülsenem
Un elerdi anam, hamur yoğururdu El sürmezdi nîmete besmelesiz Tandır yakıp ekmek ederken, Aslan kesilirdi yelesiz Yorgunluktan dili damağı kururdu Bağ bostan derken Kimse şikâyetçi olmazdı hâlinden Hattâ iki rekât şükür namazı kılmak Yaşam borcuydu İnançta her şeyin üstündeydi hak Korkulurdu günahtan, kul vebâlinden Mutlak
Evin en büyük çocuğu ben olduğumdan Bana emanet edilirdi kardeşlerim Avuturdum onları bahçe damında Bu huzur ortamında; Berraktı düşüncelerim, “ak”tı düşlerim Yaz eyyamında
Ahmet Süreyya DURNA ..................................................
HER ŞEY ASLI GİBİDİR
Mümkün değil su yokuşa akacak sanmayın Gün gelir balık kavağa çıkacak sanmayın Dağlar yerinden oynar deseler bir ihtimal Fakat huylu huyunu bırakacak sanmayın
Ahmet Süreyya DURNA .........................................................
DEM-İ VUSLAT
Deprem olmuş tufan kopmuş farketmez, Deli gönlüm bir sevdadan çarketmez, Ne vazgeçer ne de uslanırım ben. *** Gam değil ekmeğim, aşım kesilse, Kör testere ile başım kesilse, Aşkın sofrasında beslenirim ben. *** Sırılsıklam vurgunum can dostuma, Ağma bulut! çakma şimşek üstüme! Yağmur yağmasa da ıslanırım ben. *** Enginlerde sığmaz içim içime, Oturmaz kalıba, girmez biçime, Çıkar yükseklere seslenirim ben. *** Seferber olsa da eşyanın tümü, Hiç bir kuvvet taşıyamaz yükümü, Kendi yüreğime yaslanırım ben. *** Bir elimde cımbız, birinde tarak, Körler aynasına gözsüz bakarak, Karanlık gecede süslenirim ben. *** Gücenmeyin, darılmayın boşuna, Çene çalıp yorulmayın boşuna, Altın olsam gene paslanırım ben. *** Ölüm döşeğinde en zor anımda, Sevgili! yeter ki sen ol yanımda, “Dem-i vuslat” diye hislenirim ben.
Ahmet Süreyya DURNA .......................................................
FARKLI BAKIŞ
An gelir sanki bir firarî gibi Kaçarım can havli ben, benliğimden Sen olunca güzelliğin sâhibi Utanırım kendi çirkinliğimden
Ahmet Süreyya DURNA ......................................................
TEMİNAT
Açık söylüyorum iyice dinle; Hak’tan büyük dileğimsin, böyle bil! Ölünceye kadar aşkım seninle, Baş tacımsın, teleğimsin böyle bil! *** Anla! Umudumsun çıkmadık canda; Demir attım, bekliyorum limanda. Ölçümsün, tartımsın aynı zamanda, Süzgecimsin, eleğimsin böyle bil! *** Sözlerindir kanun gibi uyduğum; Söz konusu değil, gönül koyduğum. Zevkle taşımaktan onur duyduğum, Kahrı kutsal şeleğimsin, böyle bil! *** Yusuf’un ben isem, Züleyha yüzlüm; Katı olamazsın ey yufka özlüm! Ey elma yanaklım! ey bâdem gözlüm! Mor dutumsun, çileğimsin böyle bil! *** Yaşadığım kutlu çağsın kuşkusuz, Yaslandığım karlı dağsın kuşkusuz, Çevremi kuşatan “ağ”sın kuşkusuz, Koruyucu yeleğimsin böyle bil! *** Turna katarından seçilmezimsin, Kıymetinle paha biçilmezimsin, Gerçek şu ki, tek vazgeçilmezimsin, Melîkemsin, meleğimsin böyle bil!
Ahmet Süreyya DURNA
.......................................................
AMENNA
Renklerin rengi yalandır, aslında tüm renkler hâkî Vizyonda görünenlerin hepsi boş, hepsi âfakî Âlemde cümle ne varsa ibret-i âlem içindir En sonunda her şey fâni, ancak yüce Allah bâkî
Ahmet Süreyya DURNA
..............................................................
BAYRAĞIMDIR İLK AŞKIM
Ben güzel sevmedim bayrağım kadar, Dalgalanır nazlı nazlı göklerde. Onu sonsuz ufuklarda, Onu uç denizlerde, Onu görmek istiyorum her yerde, Benim ondan daha başka kimim var? Ben onun sevdalısı, ben onun delisiyim, Eksi kırk derecede kanımı kaynatan o! Yüreğimi hoplatan, Gece düşüme giren, Aklımı oynatan o! Kabul ederse eğer onun sevgilisiyim
Ay yıldızı yakışır al rengine, Baş tacıdır cümle güzelliklerin. Süzülür yükseklerde, Kuş bakışı süzülür. Dolaştım kıtaları rastlamadım dengine, Albenili dilberidir göklerin Duyunca adını başkalaşırım, Aslî görevimdir selâma durmak. Medar-ı iftiharım, Remzi hürriyetimin. Bu onurlu pâyeyi derûnumda taşırım, Ne olur şevkime dokunma yâ Hak!
Vatanımda şehidimin kefeni, Bir de gönderlerde kutsal bayrağım. Düşündükçe, Derinlere daldıkça, Alır ötelere götürür beni; “İlk Aşkım”a ait şu gönül bağım! Hayat kaynağımdır ömrüm boyunca; Hava gibi, ekmek gibi, su gibi. Ancak ayrı kalabilirim Ondan, tek ancak; Şâhit ol ey Kâinatın Sâhibi! Başımı musalla taşına koyunca. Ahmet Süreyya DURNA ..........................................................
DERUNÎ DİL İLE... --Millet namına--
Yâ İlâhî senden bir muradım var Malûmdur ki, halisâne niyetim Kıyamete kadar olsun pâyidar Vatanım, Bayrağım ve hürriyetim
Ahmet Süreyya DURNA ....................................................
YAŞLILARIN CİLVESİ
Rahmetli dedem derdi ki “Bak oğlum! Şu gördüğün mertek, şu hezan var ya? Şu karşı ki dağın ağaçlarıydı. Gönül atlasımı ilk çizen var ya?” Ninemi göstererek: “Şu koca karının mor saçlarıydı”
Rahmetli ninem derdi ki “Bak oğlum! Beni tek inciten, tek üzen var ya? O yıllar söylenen aşk suçlarıydı. Gönül kovanımda ilk gezen var ya?” Dedemi göstererek: “Aha şu haşarı kızıl arıydı!”
Ahmet Süreyya DURNA .........................................................
VASİYETİMDİR
Ahmaklardan akıl alma Mehmet’im Elin davulunu çalma Mehmet’im Atılgan yürekli adam ol, adam Bostan korkuluğu olma Mehmet’im
Ahmet Süreyya DURNA ........................................................
AŞK SİTEMİ
Bırak! senin için yansın yüreğim, Ne olur, su dökme aşk közüme yâr! *** Düştüğümden beri sevda çölüne, Neler konuşulur bak izime yâr! *** Dolaşır üstümde kara bulutlar, Şimşekler çakanda can özüme yâr! *** Kolay mı katlanmak infirakına, Hayâlin görünür hep gözüme yâr! *** Harcıâlem lütuf beklemiyorum, Yeter ki birazcık gül yüzüme yâr! *** İstirhamım ömürde bir kefâret, Muallâ başını koy dizime yâr! *** Gayr-i samimilik yapım değildir, Sadâkat yükledim her sözüme yâr! *** Kâbuslar kuşatır çevre yanımı, Geceler ağmada gündüzüme yâr! .................................................. Bırak! senin için yansın yüreğim, Ne olur, su dökme aşk közüme yâr!
Ahmet Süreyya DURNA ......................................................
NÂMUS BELÂSI
Her şeyi devirip dökmek mi gerek? İşte! ispatladım ben sustuğumu. Kızılcık şerbeti içtim diyerek, Sakladım yıllarca kan kustuğumu.
Ahmet Süreyya DURNA ..........................................................
PARADİGMALAR
Teslimiyet: İftiraya uğrayan idamlık bir kişinin, Sehpada sallanırken, cellada gülmesidir!
Kemâlat: İçtimaî hayatta yer alan her kişinin, Otururken, kalkarken haddini bilmesidir!
Cesaret: İradesi, vicdanı kayıtsız hür kişinin, Ucûbe yasakları tümüyle delmesidir!
Feragat: Aşkı, samimiyeti, imanı gür kişinin; Nefsinden sıyrılarak, ölmeden ölmesidir!
Kanaat: Sahavetle, sofrası kurulu er kişinin, Kıtlıkta ekmeğini muadil bölmesidir!
Zerâfet: Tek helâlini gören, harama kör kişinin, Şehevî arzuları kalbinden silmesidir!
Garabet: Ömrünü tamamlamış tamahkâr pîr kişinin, Ahireti unutup, dünyaya yelmesidir!
Ahmet Süreyya DURNA ...............................................................
ACI SON
Gül gibi solmakta hayatın rengi, Düşüyor ömürden her gün bir yaprak. Ölümle bitiyor yaşama cengi, Bir mıknatıs gibi çekiyor toprak...
Ahmet Süreyya DURNA
Kaynak: Şiirler, Şairin "Şafak Taarruzu" adlı eserinden alınmıştır.
|