DUZCE FORUM - Düzce Resimleri-Düzce Tarihi-Gelenek Görenekleri-Düzce Bilgileri-Düzce Haberleri-Düzce Tanıtımı-Düzcespor - Düzcespor Resimleri - Düzce Depremi - Düzce Üniversitesi - Düzce Portal - Düzce Köyleri
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Mayıs 20, 2012, 10:56:23 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ahmet Süreyya DURNA'nın Şiirleri  (Okunma Sayısı 498 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
selvinaz
Yeni Üye
*

Edilen Teşekkür
Sayısı: 0
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1

Yetki:

Nerden: Ordu



Durumum:


« : Aralık 29, 2010, 11:30:36 ÖÖ »

     KALBİM ANADOLU

Beni başka dünyalarda arama!
Ben Anadolu’mun yöresindeyim.
Şehit kanlarıyla sulanmış olan,
Cana bedel metre karesindeyim.
                    ***
Gövdeye muhâlif kolda işim yok,
Meyvesiz kupkuru dalda işim yok,
Yozlaşmaya giden yolda işim yok,
Hep o değişmeyen töresindeyim.
                    ***
Bâzen bir seyyahım Tuna boyunda,
Bâzen yıkanırım Fırat suyunda,
Duru göllerinde, deli çayında,
Çağıl çağıl akan deresindeyim.
                    ***
Çamlı bellerine çıktığım zaman,
Turacına tüfek sıktığım zaman,
Pembe ufuklara baktığım zaman,
Ömrümün en mâkul süresindeyim.
                    ***
Aklım bozkırlara takıldı yine,
Ruhum odaklandı kaval sesine,
Öyle kapıldım ki câzibesine,
Bilmiyorum şu an neresindeyim?
                    ***
Yurdum kandilidir yürek yağımın,
Düğüm noktasıdır gönül bağımın,
Saklıyım renginde al bayrağımın,
Mehmetçiğin mavi beresindeyim.
                    ***
Çeyiz sandığıyım Döndü, Döne’min,
Yazmayım başında nazlı Senem’in,
Ayşe’min, Fatma’mın, gül Emine’min,
Kumaş fistanının hâresindeyim.

                Ahmet Süreyya DURNA
....................................................


             DOSTLUK MESAJI

Dâhilde Trabzon’a, Tonya’ya selâm olsun.
Mudanya’ya, Kulu’ya, Konya’ya selâm olsun.
Hariçte Hanya’ya, Kenya’ya, İspanya’ya;
Hasılı topyekûn dünyaya, selâm olsun.

                                Ahmet Süreyya DURNA
........................................................


  GEÇMİŞİN İZLERİ

Ataerkil aileydik eskiden
Gâyemiz horantaca birlik idi
Ayrılık gayrılık değildi bize göre
Çünkü bizi biz eden;
Düzen ve doyumsuz dirlik idi
Mütemadiyen

Tek diz otururduk yer sofrasına
Aynı kaptan yer içerdik böylece
En üst başta dedem
En alt başta biz
Kaşık daldırırdık çorba tasına
Hepimiz

Aştan sonra iş taksimi başlardı
Ve herkes yönünü işine çevirirdi
Akşam eve dönende;
Babam dedeme günlük tekmil verirdi
Kaide kural vardı, hoş saygı vardı
Mezkûr dönemde

Ya gün görmüş ninem!
Kaç kez iner çıkardı taş merdivenlerden
Bakmazdı asırlık yaşına, gövdesine
Vücuduna kramp girerdi birden
Ne doktor bilirdi ne em
Adı: Gülsenem

Un elerdi anam, hamur yoğururdu
El sürmezdi nîmete besmelesiz
Tandır yakıp ekmek ederken,
Aslan kesilirdi yelesiz
Yorgunluktan dili damağı kururdu                                                                                                                                                                       Bağ bostan derken                                                                                                                                                                                                                                                                                   
Kimse şikâyetçi olmazdı hâlinden
Hattâ iki rekât şükür namazı kılmak
Yaşam borcuydu
İnançta her şeyin üstündeydi hak
Korkulurdu günahtan, kul vebâlinden
Mutlak

Evin en büyük çocuğu ben olduğumdan
Bana emanet edilirdi kardeşlerim
Avuturdum onları bahçe damında
Bu huzur ortamında;
Berraktı düşüncelerim, “ak”tı düşlerim
Yaz eyyamında

                            Ahmet Süreyya DURNA
..................................................


            HER ŞEY ASLI GİBİDİR  

Mümkün değil su yokuşa akacak sanmayın
Gün gelir balık kavağa çıkacak sanmayın
Dağlar yerinden oynar deseler bir ihtimal
Fakat huylu huyunu bırakacak sanmayın

                          Ahmet Süreyya DURNA
.........................................................


             DEM-İ VUSLAT

Deprem olmuş tufan kopmuş farketmez,
Deli gönlüm bir sevdadan çarketmez,
Ne vazgeçer ne de uslanırım ben.
                      ***
Gam değil ekmeğim, aşım kesilse,
Kör testere ile başım kesilse,
Aşkın sofrasında beslenirim ben.
                      ***
Sırılsıklam vurgunum can dostuma,
Ağma bulut! çakma şimşek üstüme!
Yağmur yağmasa da ıslanırım ben.
                      ***
Enginlerde sığmaz içim içime,
Oturmaz kalıba, girmez biçime,
Çıkar yükseklere seslenirim ben.
                      ***
Seferber olsa da eşyanın tümü,
Hiç bir kuvvet taşıyamaz yükümü,
Kendi yüreğime yaslanırım ben.
                      ***
Bir elimde cımbız, birinde tarak,
Körler aynasına gözsüz bakarak,
Karanlık gecede süslenirim ben.
                      ***
Gücenmeyin, darılmayın boşuna,
Çene çalıp yorulmayın boşuna,
Altın olsam gene paslanırım ben.
                      ***
Ölüm döşeğinde en zor anımda,
Sevgili! yeter ki sen ol yanımda,
“Dem-i vuslat” diye hislenirim ben.

             Ahmet Süreyya DURNA
.......................................................


        FARKLI BAKIŞ

An gelir sanki bir firarî gibi
Kaçarım can havli ben, benliğimden
Sen olunca güzelliğin sâhibi
Utanırım kendi çirkinliğimden

                Ahmet Süreyya DURNA
......................................................



                TEMİNAT  

Açık söylüyorum iyice dinle;
Hak’tan büyük dileğimsin, böyle bil!
Ölünceye kadar aşkım seninle,
Baş tacımsın, teleğimsin böyle bil!
                     ***
Anla! Umudumsun çıkmadık canda;
Demir attım, bekliyorum limanda.
Ölçümsün, tartımsın aynı zamanda,
Süzgecimsin, eleğimsin böyle bil!
                     ***
Sözlerindir kanun gibi uyduğum;
Söz konusu değil, gönül koyduğum.
Zevkle taşımaktan onur duyduğum,
Kahrı  kutsal şeleğimsin, böyle bil!
                     ***
Yusuf’un ben isem, Züleyha yüzlüm;
Katı olamazsın ey yufka özlüm!
Ey elma yanaklım! ey bâdem gözlüm!
Mor dutumsun, çileğimsin böyle bil!
                     ***
Yaşadığım kutlu çağsın kuşkusuz,
Yaslandığım karlı dağsın kuşkusuz,
Çevremi kuşatan “ağ”sın kuşkusuz,
Koruyucu yeleğimsin böyle bil!
                     ***
Turna katarından seçilmezimsin,
Kıymetinle paha biçilmezimsin,
Gerçek şu ki, tek vazgeçilmezimsin,
Melîkemsin, meleğimsin böyle bil!

                  Ahmet Süreyya DURNA

.......................................................


                          AMENNA

Renklerin rengi yalandır, aslında tüm renkler hâkî
Vizyonda görünenlerin hepsi boş, hepsi âfakî
Âlemde  cümle ne varsa ibret-i âlem içindir
En sonunda her şey fâni, ancak yüce Allah bâkî

                                     Ahmet Süreyya DURNA

..............................................................


    BAYRAĞIMDIR İLK AŞKIM

Ben güzel sevmedim bayrağım kadar,
Dalgalanır nazlı nazlı göklerde.
Onu sonsuz ufuklarda,
Onu uç denizlerde,
Onu görmek istiyorum her yerde,
Benim ondan daha başka kimim var?
                  
Ben onun sevdalısı, ben onun delisiyim,
Eksi kırk derecede kanımı kaynatan o!
Yüreğimi hoplatan,
Gece düşüme giren,
Aklımı oynatan o!
Kabul ederse eğer onun sevgilisiyim

Ay yıldızı yakışır al rengine,
Baş tacıdır cümle güzelliklerin.
Süzülür yükseklerde,
Kuş bakışı süzülür.
Dolaştım kıtaları rastlamadım dengine,
Albenili dilberidir göklerin
                  
Duyunca adını başkalaşırım,
Aslî görevimdir selâma durmak.
Medar-ı iftiharım,
Remzi hürriyetimin.
Bu onurlu pâyeyi derûnumda taşırım,
Ne olur şevkime dokunma yâ Hak!

Vatanımda şehidimin kefeni,
Bir de gönderlerde kutsal bayrağım.
Düşündükçe,
Derinlere daldıkça,
Alır ötelere götürür beni;
“İlk Aşkım”a ait şu gönül bağım!
                  
Hayat kaynağımdır ömrüm boyunca;
Hava gibi, ekmek gibi, su gibi.
Ancak ayrı kalabilirim
Ondan, tek ancak;
Şâhit ol ey  Kâinatın Sâhibi!
Başımı musalla taşına koyunca.
                                
                     Ahmet Süreyya DURNA
..........................................................


       DERUNÎ DİL İLE...
                          --Millet namına--

Yâ İlâhî senden bir muradım var
Malûmdur ki, halisâne niyetim
Kıyamete kadar olsun pâyidar
Vatanım, Bayrağım ve hürriyetim

                Ahmet Süreyya DURNA
....................................................


      YAŞLILARIN CİLVESİ

Rahmetli dedem derdi ki “Bak oğlum!
Şu gördüğün mertek, şu hezan var ya?  
Şu karşı ki dağın ağaçlarıydı.
Gönül atlasımı ilk çizen var ya?”
Ninemi göstererek:
“Şu koca karının mor saçlarıydı”

Rahmetli ninem derdi ki “Bak oğlum!
Beni tek inciten, tek üzen var ya?
O yıllar söylenen aşk suçlarıydı.
Gönül kovanımda ilk gezen var ya?”
Dedemi göstererek:
“Aha şu haşarı kızıl arıydı!”

           Ahmet Süreyya DURNA
.........................................................


            VASİYETİMDİR

Ahmaklardan akıl alma Mehmet’im
Elin davulunu çalma Mehmet’im
Atılgan yürekli adam ol, adam
Bostan korkuluğu olma Mehmet’im

               Ahmet Süreyya DURNA
........................................................


             AŞK SİTEMİ

Bırak! senin için yansın yüreğim,
Ne olur, su dökme aşk közüme yâr!
                     ***
Düştüğümden beri sevda çölüne,
Neler konuşulur bak izime yâr!
                     ***
Dolaşır üstümde kara bulutlar,
Şimşekler çakanda can özüme yâr!
                     ***
Kolay mı katlanmak infirakına,
Hayâlin görünür hep gözüme yâr!
                     ***
Harcıâlem lütuf beklemiyorum,
Yeter ki birazcık gül yüzüme yâr!
                     ***
İstirhamım ömürde bir kefâret,
Muallâ başını koy dizime yâr!
                     ***
Gayr-i samimilik yapım değildir,
Sadâkat yükledim her sözüme yâr!
                     ***
Kâbuslar kuşatır çevre yanımı,
Geceler ağmada gündüzüme yâr!
..................................................
Bırak! senin için yansın yüreğim,
Ne olur, su dökme aşk közüme yâr!

                 Ahmet Süreyya DURNA
......................................................


           NÂMUS BELÂSI

Her şeyi devirip dökmek mi gerek?
İşte! ispatladım ben sustuğumu.
Kızılcık şerbeti içtim diyerek,
Sakladım yıllarca kan kustuğumu.

             Ahmet Süreyya DURNA
..........................................................


            PARADİGMALAR

Teslimiyet:
İftiraya uğrayan idamlık bir kişinin,
Sehpada sallanırken, cellada gülmesidir!

Kemâlat:
İçtimaî hayatta yer alan her kişinin,
Otururken, kalkarken haddini bilmesidir!

Cesaret:
İradesi, vicdanı kayıtsız hür kişinin,
Ucûbe yasakları tümüyle delmesidir!

Feragat:
Aşkı, samimiyeti, imanı gür kişinin;
Nefsinden sıyrılarak, ölmeden ölmesidir!

Kanaat:
Sahavetle, sofrası kurulu er kişinin,
Kıtlıkta ekmeğini muadil bölmesidir!

Zerâfet:
Tek helâlini gören, harama kör kişinin,
Şehevî arzuları kalbinden silmesidir!

Garabet:
Ömrünü tamamlamış tamahkâr pîr kişinin,
Ahireti unutup, dünyaya yelmesidir!

                       Ahmet Süreyya DURNA
...............................................................


                ACI SON

Gül gibi solmakta hayatın rengi,
Düşüyor ömürden her gün bir yaprak.
Ölümle bitiyor yaşama cengi,
Bir mıknatıs gibi çekiyor toprak...

                    Ahmet Süreyya DURNA

Kaynak: Şiirler, Şairin "Şafak Taarruzu" adlı eserinden alınmıştır.
« Son Düzenleme: Aralık 29, 2010, 11:34:28 ÖÖ Gönderen: selvinaz » Logged

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: